sevgilinin ailesiyle tanışmanın bir genç için hakedebilirliğinin 3 saatte değerlendirilmesini eleştirdiğimiz öss tadında bir durum olduğunu tespit ettim. keza sen senelerce okulun en gözde öğrencisi de olsan ya da benim durumumda tembel ama mimar olmak için sol baş parmağını verebilcek bi insan da olsan seni 3 saatte alakasız sorularla değerlendirmek isteyen dahili bedhahların olacak. ya da sen oğlu için saçını süpürge etmiş ol ya da o sevgiliyi annesinin onun için kafasında yaratmış ya da çarşıda görüp beğenmiş olduklarından çok daha fazla sevmiş ol farketmeyecek, seni ilk görüşte değerlendirecek harici bedhahların olabilir.
ikisinden de şanslı bir şekilde kurtulmuş birey olarak tembihlerim şurda:
1. heyecan yabmayacaksın. ama konsantrasyonunu elden bırakmayacaksın. yani çok fazla rahat olmanın da alemi yok.
2. gereksiz konuşmayacaksın. yani bilmediğin soruyu boş bırakacaksın.
3. ve en önemlisi de şudur ki; muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur. sen hala lise mezunu bile olsan, baban mühendistir, ablan cumhurbaşkanıdır gibi şeylerden bahsetmen gerekir. yani sen eğer genetik ya da yetiştiriliş olarak altyapısı sağlam bi insansan bu sınavı çalışmasan da kazanırsın.
şimdilik adım hıdır. yorumlarda eğer mizacıma uygun bir tembih bulursam, hemen edit eder sahiplenirim. ama bu sizi yıldırmasın.
enola is gay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
enola is gay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
11 Ocak 2009 Pazar
13 Eylül 2008 Cumartesi
tespit_ebebeyin
bi erkeğin baba modeli fenaysa ve onunla arası iyi değilse insan ve kadın-erkek ilişkileri fena oluyor ya hani bi kızın da annesiyle arası iyi değilse bi şekilde (annesi onu takdir etmiyodur gibi misal) ondan kötü bi arkadaş oluyo. kadın-erkek ilişkilerindeki durumlarını bilmiyorum, tecrübe etmedim. bu konuda lindsay lohan'a bağlanabiliriz evet.
7 Eylül 2008 Pazar
tespit_tembih_ortamlar
daha önce milyonlarca kez tespit ettiğim ama şu an tekrar bi cümle içinde kurmak istediğim üzre: etrafımızda "80 kelimelik türk kelime haznesi"yle (ki bu benim kalıbım değil, alıntı) kurduğu her cümlenin içine en az bir ingilizce kelime (ki burda bahsedilen bilgisayar masaüstüsüne desktop diyor gibin bi durum değil) yerleştiriveren ama yanına bir yabancı getirdiğinizde ingilizce konuşmayı asla beceremeyen ya da buna cesaret edemeyen; seçim zamanı geldiğinde özellikle artan bir şekilde türkiye'deki politik gündemi takip etmemekle gurur duyan ve bundan anlamayışının anlamayışlık olmadığını düşünen, klişeleşen "apolitik gençlik"(ki politik görüş sahibi olmamanın suç olduğunu düşünmüyorum, çünkü ben aptal olmanın da suç olduğunu düşünmüyorum) olmanın küpe takmak gibi asi bir hareket olduğunu zanneden, zamanın seçimlerinde aday diye sadece rte'yi bilen ama nerdeyse hergün belki de bir kaç kere barack obama'dan bahseden bir gençlik (ki ben burda genç derken 12-13 yaştan değil, 30'dan bile bahsediyorum) olduğunu farkettim.
ingiltere'den yetişmiş ol, anglofon ol, kendini ifade etmede zorluk çek ya da direk ingilizce konuşmayı seviyorum ben de, dürüst ol canımı ye gibi açıklamalar yapıp atasözü (ki ben burda büyük laf ettim demiyorum) açıklayan kompozisyonlar yazdıran edebiyat hocalarının düştüğü hataya düşmek istemiyorum.
sonuç olarak, toplumun genç kesiminin zorlama bir durumda olduğunu, orda burda her gördüklerini kendilerinde istediklerini tespit ediyorum, yazılı olarak kalsın istedim.
bunları çoğaltabiliyoruz işte ben ona üzülüyorum.
ingiltere'den yetişmiş ol, anglofon ol, kendini ifade etmede zorluk çek ya da direk ingilizce konuşmayı seviyorum ben de, dürüst ol canımı ye gibi açıklamalar yapıp atasözü (ki ben burda büyük laf ettim demiyorum) açıklayan kompozisyonlar yazdıran edebiyat hocalarının düştüğü hataya düşmek istemiyorum.
sonuç olarak, toplumun genç kesiminin zorlama bir durumda olduğunu, orda burda her gördüklerini kendilerinde istediklerini tespit ediyorum, yazılı olarak kalsın istedim.
bunları çoğaltabiliyoruz işte ben ona üzülüyorum.
18 Ağustos 2008 Pazartesi
tespit_tembih_gizli dur
hadin kendi blogun neyse de tespittembih'e yazdığının dışardan -özellikle hoşlanmışlığın olan, hali hazırda hoşlandığın insanlar tarafından- bilinmesinin insanı gerdiğini bünyemde tespit ettim. sonra rahat yazamıyosun, gayet dışardan gözlemlediğin bişeyleri yazasın geliyodur ama yazsan mesaj veriyo olmaktan çekiniyosun, belki bi mesaj vermek istiyosun ama o mesajı ya başkası üzerine alırsa diye kalıyosun, ya o mesaj vermek istediğim insan bak hala ona mesaj gönderiyo diye düşünüyosa diye -dünyanın merkezinde senin olduğun- senaryolar yazıyosun ve inansam mı yoksa zeki kızım ben saçmalamayayım tarzında kendi içinde çelişkiler yaşıyosun*. sonunda sadece duruyosun.
bu mesajım da kime niyet kime kısmet mesela.
* (evet çelişkinin başkasının içinde olanını da yaşadım ben)
bu mesajım da kime niyet kime kısmet mesela.
* (evet çelişkinin başkasının içinde olanını da yaşadım ben)
7 Ağustos 2008 Perşembe
tespit_tembih ekşisözlük ve burçlar
eğer birinden hoşlanıyorsanız, ya da yeni bi ilişkiye düştüyseniz burcunuzu alın kadına diyin, onun burcunu alın erkeği deyin ve karşınıza çıkan sayfaya göre o ilişki nasıl olacaktır görün. okumak zorunda bile değilsiniz aslında. hakkında sayfalarca yazılmış bi ikiliyle karşı karşıyasanız bu bile bişeydir. herkes "aman ha", "olmaz" yazmışsa bile bu kadar saydırılıyosa demek ki değen bi tarafı varmış. ama sözlükte hakkında bi sayfa bile yazılmamış burç ikilisi ilişki sahibi olmayın. demek ki olmamış ve olmayacak. istisnaya oynayıp ömrünüzden yemeyin.
tespitimi direk es geçerek tembihleyebilirdim ki "tüme varamıyosanız, tümden gelin."
bence.
tespitimi direk es geçerek tembihleyebilirdim ki "tüme varamıyosanız, tümden gelin."
bence.
22 Haziran 2008 Pazar
tembih_tespit
biri anlamıyosa ve genel geçer bi haklılıkla uyuz oluyosan ve gerçekten haklıysan ve sen uyuz olmakta gerçekten de haklıysan ve karşında akıllı insan görme alışkanlığından dolayı bi androidle ya da embesille başa çıkamıyosan ve evet bunda haklıysan gidip de suratına yaptıklarını sıralayıp "kamusal bi görev yapıyorum" duygusuna kapılıyo gibiysen eğer, kapılma. gidip de sırf bir "haklısın" ya da belki bir "özür dilerim" duyma sevdasına kapılıp karşıdaki insanı kırıp ya da üzüp kendinden nefret edeceğine, söyleme ve ondan* nefret etmeye devam et.
* = vurgu cümlenin burasında.
* = vurgu cümlenin burasında.
26 Nisan 2008 Cumartesi
tespit_edersen
birinin senin mail şifreni edinip akabinde herşeyini gözlemleyebilmiş, onun hakkında söylediklerini duymuş ve okumuş olması senin mi rezil olduğuna, onun mu zaten rezil olmuşluğuna delalettir?
8 Nisan 2008 Salı
tespit_manolo blahnik
sex and the city - the movie peşindeyken aklım kendisine takıldı ve sayfasına girip baktım ve 2008 bahar yaz modasının yazılarını okumaz sadece resimlere bakarken isimlerinin kucuk, bocek, bu hatta ve hatta hande olduğunu tespit ettim! artık okumam gerektiğini anladığım noktada da öğrendim ki blahnikgiller istanbul ve finlandiya'dan etkilenmiş. hatta koleksiyona ayasofya'nın pencerelerindeki kıvrıklardan başlamış. marimekkoyla da sentezlemiş, çok uygun görmüş.
'this season' diye sunduğu modelleri görünce, geçen gün w sularında gezerken gaza gelip 'giymem ama bi gün bi manolo blahnik sahibi olsak' diye manolo blahnik'e ferrari misyonu yükleyip içlendiğimizi düşününce biraz kafam karışmadı değil.
'this season' diye sunduğu modelleri görünce, geçen gün w sularında gezerken gaza gelip 'giymem ama bi gün bi manolo blahnik sahibi olsak' diye manolo blahnik'e ferrari misyonu yükleyip içlendiğimizi düşününce biraz kafam karışmadı değil.
30 Mart 2008 Pazar
tespit_merdivenden geçen kesit
internetin hayatımın özellikle arkadaş çevresine tamamen yayıldığını -hatta vay be bilmem nemle msn'de konuşmaya başladım gibisinden aileye de bulaştığımı- düşünürsem google talk benim hayatımdan bi kesit filmi kıvamında hergün bana kendini gözlemlettiriyor.
hayatında o ara kiminle çok iletişim kuruyosan daha çok gözünün önünde oluyor, o anda erişebilir olmasa bile. bi zaman sürekli iletişimde olduğun/hatta tek geçtiğin insandan kopunca artık bir yerden sonra karşına bile çıkmıyor.
bi de arada gidebilir, yine gelebilir; hayattan kopabilir sonra yine bağlanabilir "sen yine de 'always show'" insanlar da her çeşit listemde baki.
hayatında o ara kiminle çok iletişim kuruyosan daha çok gözünün önünde oluyor, o anda erişebilir olmasa bile. bi zaman sürekli iletişimde olduğun/hatta tek geçtiğin insandan kopunca artık bir yerden sonra karşına bile çıkmıyor.
bi de arada gidebilir, yine gelebilir; hayattan kopabilir sonra yine bağlanabilir "sen yine de 'always show'" insanlar da her çeşit listemde baki.
19 Mart 2008 Çarşamba
tespit_imla
benim zamanımda özel isimlere eklendiğinde çekim ekleri yazarken sertleşmeye uğramıyodu, okunurken uğruyodu.
şimdi ya benim zamanım diye bişey var ve dil kuralları bile değişim göstermiş, ya da hiç bi yazar, çevirmen, gazeteci, blogcu vb. ve benzemeyi bu kuralı bilmiyo.
örneğin, okuduğumuzu anladık mı cevap verelim, çünkü terim anlamlarından emin değilim.. ahmet'den kalem istedim, vermedi. ahmet'ten kalem istedim, vermedi.
gibi..
şimdi ya benim zamanım diye bişey var ve dil kuralları bile değişim göstermiş, ya da hiç bi yazar, çevirmen, gazeteci, blogcu vb. ve benzemeyi bu kuralı bilmiyo.
örneğin, okuduğumuzu anladık mı cevap verelim, çünkü terim anlamlarından emin değilim.. ahmet'den kalem istedim, vermedi. ahmet'ten kalem istedim, vermedi.
gibi..
3 Şubat 2008 Pazar
tespit_arkadaş ayağı(apa style)
nasıl gireceğimi bilemediğim bi şekilde bazı insanların hayatında sevgili mi (ya da potansiyeli mi) arkadaş mı bilemedikleri bi insanlarının olmadığını tespit ettim. aynı zamanda bu cümleyi ..olduğunu tespit ettim diye de kurabilirdim. (evet zaten "bazı" sözcüğü böyle durumlar için kullanılır.)
bu insanlar, bu bazı insanların hayatlarında çeşitli şekillerde yer alabilirlermiş bunu da tespit ettim. bu insanlar eski yürümeyen bi ilişkinin hayatına bıraktığı süper bir dost da olabilir, ya da bu dediğimiz boyuta dostluktan da zıplamıştır. arkadaş, hatta dost diyerek pekiştirilebilinecek olan bu sıfatlaştırdığımız kelimenin sahibi insanın hayatımıza nasıl girdiğini herkesin bildiğini varsayarak, karşı cinsten bi insandan en yakın arkadaş yapabilmeyi de atlayarak konuyu irdelemeyi de geçerek sonuca gelirsek; ben bu insanların varlığının hakkımızda hayırlı mı hayırsız mı olduğunu çözemedim.
bence, bu en olmasa da yakın ama genelde bi en yakın arkadaşlığın aslında resmen arkadaşlık adı altında yürümesinin insanların kafalarında yarattıkları ya da yaratmak istemedikleri sevgili kavramları/ön kararları/ilişkiler hakkındaki önyargıları yüzündendir. sonunda yaşanan şeye aslında ilişki de denmiyor, iki taraf da birbirinde istemedikleri özellikleri gördüğünde zaten sadece arkadaşım bana ne de diyebilir, zaten hiç bakmayıp görmeye de bilir, zaten belki de en yakın arkadaş olma safhasında bütün elemeleri geçmiş insan olarak o istemediğin özellikler asla karşına çıkmayabilir. ki bu ilişkimsi arkadaşlık, arkadaşımsı ilişki safhasında sürekli böyle bir beklenti içine girer insan, ne zaman bi tarafımda patlicak diye. ama aslında o seni hiç bi zaman hayal kırıklığına uğratamaz çünkü o zaten o yüzden en iyidir, zaten sendeki kredileri boldur. "ben ilan edilcek sevgili tarafından kıskanılmak istiyorum", ya da "erkek arkadaşımın astronot olmasını istiyorum" gibi basitinden isteklerle kendine ilişki arar insan. hatta insanın kendi gibi olandan hoşlanmadığına dair de ismini vermediğim bi yazarın yazısını okumuşluğum da vardı. bazen de insan kendi vereceği tepkiden korkabilir ve yaşadığından kaçmak isteyebilir, ya da bazen öyle olması gerekebilir.
insanlar sevgili sıfatını yapıştırdığı insandan çok fazla şey beklemekte, sevgili sıfatını bahşettiği insan söz konusu olunca da kendini fazla sorumluluk sahibi hissetmekte.. bunun bi kaçışı olarak da çok sevdiği insandan dost, çok hoşlandığı insanı da sevgili yapabilir insan kendine. olabilir böyle şeyler gençlikte gözlemlediğimiz hareketler. tespitime geldiğimde kızların olayı daha duygusal olarak ele alıp beklediği ilişkiyi yaşayamacağına inancından duygusuzca parantez içinde yaşadığı ilişkiyi harcadığını; erkeklerin mantıklı olarak yaklaşıp, mantıksızca yaşamak istemediği ilişkilerden, edinmek istemediği sorumluluklardan, bazen de sadece ilişki kelimesinden kaçtığı için kolaya yöneldiğini belirtmek isterim. şu yaşıma kadar fazla duygusal insanlar, ya da sevdim mi tam severim tipli insanların karşıdakinden ya da kendisinden korkup da hissiyatlardan kaçtığını gözlemlemiş bulunuyorum.
filmin başında sarfettiğim cümleyi filmin ortasının sonunda tekrar sarfetmek istiyorum, evet, ben bu insanların varlığı hakkımızda hayırlı mıdır değil midir bilemedim. bu insanlar, hayatımızda yaşadığımız ilişkilerin katlanabilirlik çıtasını yükseltiyorlar. ne olursa olsun, hiç bir astronotla aynı iletişimi gerçekleştiremiyo olabilirsin. astronot yüzüne bakıp ne hissettiğini her anlayamadığında aklına o gelir. bazen düşünürsün, o burda olsaydı benim uzaybilimle işim olur muydu. bazenden de fazla onunla her konuştuğun kere kadar kendini sadakatsiz hissedersin. çünkü o en yakındır ve en iyidir.
büyüdüğümüzde daha iyi (iyi derken bi çok sıfat barındırdım aslında içinde) seçimler yapabileceğimizi tespit ettim, siz etmedinizse tembih ediyorum, büyüyün. ama yavaş.
bu insanlar, bu bazı insanların hayatlarında çeşitli şekillerde yer alabilirlermiş bunu da tespit ettim. bu insanlar eski yürümeyen bi ilişkinin hayatına bıraktığı süper bir dost da olabilir, ya da bu dediğimiz boyuta dostluktan da zıplamıştır. arkadaş, hatta dost diyerek pekiştirilebilinecek olan bu sıfatlaştırdığımız kelimenin sahibi insanın hayatımıza nasıl girdiğini herkesin bildiğini varsayarak, karşı cinsten bi insandan en yakın arkadaş yapabilmeyi de atlayarak konuyu irdelemeyi de geçerek sonuca gelirsek; ben bu insanların varlığının hakkımızda hayırlı mı hayırsız mı olduğunu çözemedim.
bence, bu en olmasa da yakın ama genelde bi en yakın arkadaşlığın aslında resmen arkadaşlık adı altında yürümesinin insanların kafalarında yarattıkları ya da yaratmak istemedikleri sevgili kavramları/ön kararları/ilişkiler hakkındaki önyargıları yüzündendir. sonunda yaşanan şeye aslında ilişki de denmiyor, iki taraf da birbirinde istemedikleri özellikleri gördüğünde zaten sadece arkadaşım bana ne de diyebilir, zaten hiç bakmayıp görmeye de bilir, zaten belki de en yakın arkadaş olma safhasında bütün elemeleri geçmiş insan olarak o istemediğin özellikler asla karşına çıkmayabilir. ki bu ilişkimsi arkadaşlık, arkadaşımsı ilişki safhasında sürekli böyle bir beklenti içine girer insan, ne zaman bi tarafımda patlicak diye. ama aslında o seni hiç bi zaman hayal kırıklığına uğratamaz çünkü o zaten o yüzden en iyidir, zaten sendeki kredileri boldur. "ben ilan edilcek sevgili tarafından kıskanılmak istiyorum", ya da "erkek arkadaşımın astronot olmasını istiyorum" gibi basitinden isteklerle kendine ilişki arar insan. hatta insanın kendi gibi olandan hoşlanmadığına dair de ismini vermediğim bi yazarın yazısını okumuşluğum da vardı. bazen de insan kendi vereceği tepkiden korkabilir ve yaşadığından kaçmak isteyebilir, ya da bazen öyle olması gerekebilir.
insanlar sevgili sıfatını yapıştırdığı insandan çok fazla şey beklemekte, sevgili sıfatını bahşettiği insan söz konusu olunca da kendini fazla sorumluluk sahibi hissetmekte.. bunun bi kaçışı olarak da çok sevdiği insandan dost, çok hoşlandığı insanı da sevgili yapabilir insan kendine. olabilir böyle şeyler gençlikte gözlemlediğimiz hareketler. tespitime geldiğimde kızların olayı daha duygusal olarak ele alıp beklediği ilişkiyi yaşayamacağına inancından duygusuzca parantez içinde yaşadığı ilişkiyi harcadığını; erkeklerin mantıklı olarak yaklaşıp, mantıksızca yaşamak istemediği ilişkilerden, edinmek istemediği sorumluluklardan, bazen de sadece ilişki kelimesinden kaçtığı için kolaya yöneldiğini belirtmek isterim. şu yaşıma kadar fazla duygusal insanlar, ya da sevdim mi tam severim tipli insanların karşıdakinden ya da kendisinden korkup da hissiyatlardan kaçtığını gözlemlemiş bulunuyorum.
filmin başında sarfettiğim cümleyi filmin ortasının sonunda tekrar sarfetmek istiyorum, evet, ben bu insanların varlığı hakkımızda hayırlı mıdır değil midir bilemedim. bu insanlar, hayatımızda yaşadığımız ilişkilerin katlanabilirlik çıtasını yükseltiyorlar. ne olursa olsun, hiç bir astronotla aynı iletişimi gerçekleştiremiyo olabilirsin. astronot yüzüne bakıp ne hissettiğini her anlayamadığında aklına o gelir. bazen düşünürsün, o burda olsaydı benim uzaybilimle işim olur muydu. bazenden de fazla onunla her konuştuğun kere kadar kendini sadakatsiz hissedersin. çünkü o en yakındır ve en iyidir.
büyüdüğümüzde daha iyi (iyi derken bi çok sıfat barındırdım aslında içinde) seçimler yapabileceğimizi tespit ettim, siz etmedinizse tembih ediyorum, büyüyün. ama yavaş.
29 Ocak 2008 Salı
tespit_ana yüreği_tembih
annesiyle çocukluğu kavga halinde;
anne arslan: alla sana da senin gibi çocuklar versin işala.
kız arslan: amin!
gibi tartışmalarla dolu, tartışma olmadığı zamanlarda;
anne arslan: annelerin bedduası saylanmaz.
şeklinde barışmalarla geçen bi kız çocuğu olarak, anneyle arkadaş olmaya başladığın senelerde annenin kalbinden senin için içinden geçenin olduğunu; daha da çoğunlukla senin için istemediğinin olmadığını tespit ettim.
tembihim şudur ki, eğer bi yanlış içindeyseniz ve bunun yanlış olduğunu da hissediyorsanız annenizle paylaşmayınız, düzeltiniz, düzeliniz. ya da artık çağ böyle annecim gibisinden annenin sinirlerini törpülemeye çalışmayınız, susunuz. eğer bir erkek arkadaşınız varsa ve sizin ya da onun bi yanlışı varsa annenize bahsetmeyiniz. ya sizin o ilişkideki hal ve tavrınızdan rahatsız oluyodur, ya da karşınızdakinin size yaramicağını düşünüyodur. ve anne yüreğidir dayanamıyodur ve ilişkiniz rampayı bitirip düzlüğe varamadan, siz ya da o düzelmeden bitiyodur.
mesela biz dün gece annemle 'bıçak sırtı' izliyorduk, annemin gözlerindeki 'mehmet' gibi bir damat adayının parıltısını gördüm. anneme sesleniyorum;
'madem sen bozdun, sen düzelt!'
anne arslan: alla sana da senin gibi çocuklar versin işala.
kız arslan: amin!
gibi tartışmalarla dolu, tartışma olmadığı zamanlarda;
anne arslan: annelerin bedduası saylanmaz.
şeklinde barışmalarla geçen bi kız çocuğu olarak, anneyle arkadaş olmaya başladığın senelerde annenin kalbinden senin için içinden geçenin olduğunu; daha da çoğunlukla senin için istemediğinin olmadığını tespit ettim.
tembihim şudur ki, eğer bi yanlış içindeyseniz ve bunun yanlış olduğunu da hissediyorsanız annenizle paylaşmayınız, düzeltiniz, düzeliniz. ya da artık çağ böyle annecim gibisinden annenin sinirlerini törpülemeye çalışmayınız, susunuz. eğer bir erkek arkadaşınız varsa ve sizin ya da onun bi yanlışı varsa annenize bahsetmeyiniz. ya sizin o ilişkideki hal ve tavrınızdan rahatsız oluyodur, ya da karşınızdakinin size yaramicağını düşünüyodur. ve anne yüreğidir dayanamıyodur ve ilişkiniz rampayı bitirip düzlüğe varamadan, siz ya da o düzelmeden bitiyodur.
mesela biz dün gece annemle 'bıçak sırtı' izliyorduk, annemin gözlerindeki 'mehmet' gibi bir damat adayının parıltısını gördüm. anneme sesleniyorum;
'madem sen bozdun, sen düzelt!'
28 Ocak 2008 Pazartesi
tembih_terapi
tıbben şöyle bişey varmış:
bi insan bi derdinden bahsederken, 'hı hı' demek gerekiyomuş. hatta literatürde 'hı hı' olarak bile geçebiliyo olabilir. 'hayır aslında öyle değil'ler kişiyi sanırsam derdine daha sahip çıkmaya itiyo. sen susarsan abarttığını ancak farkedebiliyo. insan bunu denediğinde işe yaradığını da görüyo ama denemeden de işe yarayabilirliğini farkedebiliyosunuz..
yazımın burdan sonrasını geyiğe ayırıyorum:
bi kız arkadaşınız* gelip de 'o beni sevmiyo' dediğinde herkes 'hayır canım seviyo, sadece işi var; hayır canım seviyo sadece belli edemiyo' der. sen olumluyu savundukça o olumsuzu savunur. düşünsenize o kız size geldiğinde 'o beni sevmiyo' dediğinde 'hı hı' dediğinizi. 'seviyo be sen ne anlarsın aşktan, zaten hep kıskanıyodun' demiyosa içinden ben de pınar diilim, hiç de olmadım. **
*burda neden kız arkadaş dedim, çünkü erkekler böyle şeyleri dert etmez, ettiğinde de birbirlerine bahsetmez ya da bahsettiklerini çok iyi saklayan androidlerdir; sahalarda görmek istemediğimiz cinsiyettirler ama işte neyse..
**ben geçen gün dedim ordan biliyorum.
bi insan bi derdinden bahsederken, 'hı hı' demek gerekiyomuş. hatta literatürde 'hı hı' olarak bile geçebiliyo olabilir. 'hayır aslında öyle değil'ler kişiyi sanırsam derdine daha sahip çıkmaya itiyo. sen susarsan abarttığını ancak farkedebiliyo. insan bunu denediğinde işe yaradığını da görüyo ama denemeden de işe yarayabilirliğini farkedebiliyosunuz..
yazımın burdan sonrasını geyiğe ayırıyorum:
bi kız arkadaşınız* gelip de 'o beni sevmiyo' dediğinde herkes 'hayır canım seviyo, sadece işi var; hayır canım seviyo sadece belli edemiyo' der. sen olumluyu savundukça o olumsuzu savunur. düşünsenize o kız size geldiğinde 'o beni sevmiyo' dediğinde 'hı hı' dediğinizi. 'seviyo be sen ne anlarsın aşktan, zaten hep kıskanıyodun' demiyosa içinden ben de pınar diilim, hiç de olmadım. **
*burda neden kız arkadaş dedim, çünkü erkekler böyle şeyleri dert etmez, ettiğinde de birbirlerine bahsetmez ya da bahsettiklerini çok iyi saklayan androidlerdir; sahalarda görmek istemediğimiz cinsiyettirler ama işte neyse..
**ben geçen gün dedim ordan biliyorum.
tespit_deadline sevgisi
bende de deadline hayranlığı var. o deadline geldiğinde biliyorum ki öyle ya da böyle biticek. her proje tesliminde artık bunalıma girmeyi bıraktım, yarın saat 6da herşey biticek diyorum. ve hep bitiyo. kalsan da bitiyo geçsen de bitiyo.
hayatın diğer kulvarlarında da deadline istiyorum. hiç bişey uzamasın istiyorum. o tarihe kadar sıkıntı acı neyse yaşamaya hazırım. bundan sonraki her acımda, derdimde ve sairemde yüce manituyla karşılıklı oturup pazarlık yapalım. bünyeme göre bi anlaşma yapalım. o altalta yazsın neden bunu hakettiğimi, ben de hafifletici sebeplerimi, daha önce yaptığım iyiliklerimi yaziyim. oturalım konuşalım. o '2 ay' desin ben 'naaptın, benim etim ne sütüm nedir' diyip 1 aya indirmeye çalışıyim. 1.5 ay sürsün. ve desin bana 'bu bi buçuk ay böyle, saat 18.00'da kapıyı kapatıcam'. ve gerçekten kapatsın, acı da içerde kalsın. isterse dd versin.
ilahi adalet yoksa da, bi zahmet olsun artık.
hayatın diğer kulvarlarında da deadline istiyorum. hiç bişey uzamasın istiyorum. o tarihe kadar sıkıntı acı neyse yaşamaya hazırım. bundan sonraki her acımda, derdimde ve sairemde yüce manituyla karşılıklı oturup pazarlık yapalım. bünyeme göre bi anlaşma yapalım. o altalta yazsın neden bunu hakettiğimi, ben de hafifletici sebeplerimi, daha önce yaptığım iyiliklerimi yaziyim. oturalım konuşalım. o '2 ay' desin ben 'naaptın, benim etim ne sütüm nedir' diyip 1 aya indirmeye çalışıyim. 1.5 ay sürsün. ve desin bana 'bu bi buçuk ay böyle, saat 18.00'da kapıyı kapatıcam'. ve gerçekten kapatsın, acı da içerde kalsın. isterse dd versin.
ilahi adalet yoksa da, bi zahmet olsun artık.
25 Ocak 2008 Cuma
23 Ocak 2008 Çarşamba
tespit _cehalet
biraz önce bülent ersoy, tabii ki televizyonda, taşıyıcı anneden bahsederken biz izleyen toplumu bilgilendirdi.
"yaaani, armağanın spermleri alınıyor, taşıyıcı annenin spermleriyle birleştiriliyor".
taşıyıcı anneliğin spermler birleşimi olduğunu tespit ettim, sizi de bilgilendirmek istedim.
ve cansız yayından bu ana kadar bunu anlayan bi allahın kulu da olmamış.
ya da her kadını kendi gibi sanıyo da olabilir divacan. ona da yazık.
"yaaani, armağanın spermleri alınıyor, taşıyıcı annenin spermleriyle birleştiriliyor".
taşıyıcı anneliğin spermler birleşimi olduğunu tespit ettim, sizi de bilgilendirmek istedim.
ve cansız yayından bu ana kadar bunu anlayan bi allahın kulu da olmamış.
ya da her kadını kendi gibi sanıyo da olabilir divacan. ona da yazık.
18 Aralık 2007 Salı
tespit_seeing john malkovich ve ötesi
tespitimin mekan seçimini değiştirmem istendi ama madem uygulama çizmeyi de bitirmişsin neden daha iyi betimlemiyosun dedim kendime.
evet, ben dün bunu tespit ettim, john malkovich istanbul'da. ve bir arkadaşıyla birlikte konak'a geldi ve kendisiyle türkçe yemekler sıralamak suretiyle konuşan garsona "no kebap" diyene kadar da bir türk gibi davrandı. zekidir, çalışkandır.. (nah, hah'dan mı gelmiş acaba?) hatta dönüp kral tv ekranlarındaki savaş haberlerine de baktı ilgilyle. savaş evrensel tabi. "bi insan bi insana bu kadar benzer mi"ye mi şaşırsam, "bi john malkovich sessiz sedasız konak'da yemek yiyor"a mı şaşırsam bilemedim uzun süre, ta ki sesini duyana kadar. acaba ben mi 3 saat uykuyla duruyodum, öyle olmasına inandığımdan o incemtrak sesini duydum? iddia etmiyorum diyemem, iddia ediyorum, dün benim için bir dönümdü.
böyle durumlarda çok ilginç hallere büründüğümü tespit ettim. senelerce anlamadığım tarkan konserinde ağlayan , michael jackson hayaliyle yaşayan kızlardan aslında çok da bi farkım olmadığını gördüm. sadece biraz daha lacivert olabilirim. hala bi garibim ama neden sebep tam olarak bilmiyorum. ne var yani gördüysen bi durum aslında.
bonustan bi de tembih ediyorum, gözleriniz açık gezin, belki bayramlıklarını giyer istiklal'de takılır önümüzdeki günlerde.
hep beraber tespit ettik mi mesela aslında olayın john malkovich olması da ayrı bi durum, yani sevdiğimiz bi john cusack falan olsaydı ordaki belki daha "aman tanrııım çok yakışıklıııağğğ" dersin ama john malkovich olunca insan o filmden sonra bi garip oluyo. daha önce yüzünü birden aynı karede gördüğün bi adam olduğundan daha bi ilginç. mi acaba?
kendimi temellendiremiyorum bütün cinler tepemde.
evet, ben dün bunu tespit ettim, john malkovich istanbul'da. ve bir arkadaşıyla birlikte konak'a geldi ve kendisiyle türkçe yemekler sıralamak suretiyle konuşan garsona "no kebap" diyene kadar da bir türk gibi davrandı. zekidir, çalışkandır.. (nah, hah'dan mı gelmiş acaba?) hatta dönüp kral tv ekranlarındaki savaş haberlerine de baktı ilgilyle. savaş evrensel tabi. "bi insan bi insana bu kadar benzer mi"ye mi şaşırsam, "bi john malkovich sessiz sedasız konak'da yemek yiyor"a mı şaşırsam bilemedim uzun süre, ta ki sesini duyana kadar. acaba ben mi 3 saat uykuyla duruyodum, öyle olmasına inandığımdan o incemtrak sesini duydum? iddia etmiyorum diyemem, iddia ediyorum, dün benim için bir dönümdü.
böyle durumlarda çok ilginç hallere büründüğümü tespit ettim. senelerce anlamadığım tarkan konserinde ağlayan , michael jackson hayaliyle yaşayan kızlardan aslında çok da bi farkım olmadığını gördüm. sadece biraz daha lacivert olabilirim. hala bi garibim ama neden sebep tam olarak bilmiyorum. ne var yani gördüysen bi durum aslında.
bonustan bi de tembih ediyorum, gözleriniz açık gezin, belki bayramlıklarını giyer istiklal'de takılır önümüzdeki günlerde.
hep beraber tespit ettik mi mesela aslında olayın john malkovich olması da ayrı bi durum, yani sevdiğimiz bi john cusack falan olsaydı ordaki belki daha "aman tanrııım çok yakışıklıııağğğ" dersin ama john malkovich olunca insan o filmden sonra bi garip oluyo. daha önce yüzünü birden aynı karede gördüğün bi adam olduğundan daha bi ilginç. mi acaba?
kendimi temellendiremiyorum bütün cinler tepemde.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)